Etiket: antisosyal kişilik

Öfkenizi Kontrol Altına Alın

“ Öfke ruhsal bir intihardır.” (S.Sivananda)

Duyguların en kıymetlilerinden birisi olan öfke; engellenme karşında ya da hoşnut olmadığımız bir duruma istinaden sergilediğimiz en doğal ve normal duygudur. Öfke, sağlıklı ruh haline sahip her insanda bulunması gereken ancak kontrol dışına çıktığında saldırganlık ve kendine zarar teşkil eden durumlarda müdahale gerektiren bir duygu halidir. Öfke aynı zamanda öğrenilmiş bir süreçtir.Şöyle ki; duyguların anlamlarını ve ifade biçimini duygular sonrası verilen tepkileri ilk çocukluk yıllarında deneyimleriz.Anne –babamız bizim rol modelimizdir,onlar öfkeyi bize nasıl yansıtırsa bizde de o şekilde gelişmeye başlar.
Yaşadığımız sosyal hayatta bir dizi olumlu, nötr ya da olumsuz olaylar vardır. Bu olaylar dahilinde bizde belli düşünceler oluşmaya başlar ve bu bizim kendi iç konuşmamız olur. Daha sonrasında bu düşünceler bizi bir duygu durumumuzda değişikliklere yol açar. Neşeleniriz, üzülürüz, öfkeleniriz, kıskanırız vb. Ancak bu duyguların oluşumu aslında olayların etkisiyle değil bizim düşünce sistemimizle alakalıdır. Geçmiş yaşantımızdan öğrendiklerimiz, kültürel kodlarımız, kişisel kodlarımız, bilinçlilik düzeyimiz bizde düşüncelerin oluşmasında etken faktörlerdir.
Örneğin; işten geldiniz çok yorgunsunuz ve eve girdiğinizde küçük oğlunuz ya da kızınız mutfakta pasta yapmak için bütün malzemeleri indirmiş ve bir çoğunu da dökmüş, mutfak oldukça karışık durumda diyelim. Böyle bir olay karşısında öfkelenmiş iseniz şu düşünce sistemiyle hareket ediyorsunuz demektir; “lanet olsun, işten yorgun argın geliyorum şu hale bak !” ya da “zaten hep sorun çıkarıyor bu çocuk !” diye düşünürsünüz. Diğer bir taraftan bu durumdan memnunda olabilirsiniz eğer şu düşünceye sahipseniz: “Benim oğlum-kızım büyüyor kendi başına bir şeyler yapmaya başladı” ya da “bana sürpriz yapmak istedi” diye düşünürsünüz. Yani burada olay aynı ancak duygusal tepkiler farklı bu da olay karşından ne düşündüğümüzle ilişkilidir.
Öfkelerimiz gizli bilişsel çarpıtmalarımız tarafından oluşur. Şu bilişsel çarpıtmalara bir bakalım:
En çok yaptığımız etiketleme, örneğin; bizi sinirlendiren bir kişi ile ilgili “kaba ,serseri zaten bu hep böyleydi” vb. tanımlamalarda bulunursanız zaten o kişiye karşı tümüyle olumsuz bir düşünceniz oluşmuş olacaktır.Bu olumsuz düşüncenin yer etmesiyle beraber kişi hakkında olumlu hiçbir şeyi göremez ve onunla alakalı hoşnut olmadığınız her şeyi zihinsel filtrenizde toplamaya başlarsınız.Yani deyim yerindeyse artık o kişi ağzıyla kuş tutsa yaranamaz.
Diğer bir çarpıtmamız ve çok sıkça yaptığımız zihin okumadır. Karşımızdaki kişinin yaptığı şeyi kendi çıkarımlarımızla, işimize geldiği gibi yorumlarız. Örneğin bir çift düşünelim; Ayşe bugün sevgilisi Cem ile sinemaya gitmek istiyor bunu Cem’e söylediğinde Cem beraber arkadaşlarına gidebiliceğini söylüyor. Bunun ardından Ayşe “beni sevmiyor” “hep kendi istediği oluyor” gibi düşünceler Cem ile ilgili yanlış ve gerçekçi olmayan zihin okumalarda bulunup öfkeleniyor. Hâlbuki Cem’in düşündüğü bambaşka bir şey olabilir.
Bir başka bilişsel çarpıtmamız, büyütmedir. Olayların önemini ve boyutunu abartırsanız öfkenizi kontrol etmekte zorlanabilirsiniz. Örneğin; yetişmeniz gereken bir randevu var ve trafik çok yoğun ve ne zaman açılacağı belli değil. Burada “Randevuya yetişemeyeceğim” “Olması gereken işim olmayacak” gibi bir düşünceye sahip olursanız öfkeniz iyice kızışır ve kontrolü kaybedebilirsiniz.Halbu ki birkaç dakikalık gecikme sonu değildir hiçbir şeyin.Belki de hemen bu düşünceden saniyeler sonra trafik açılacaktır.
Meli-malı ekleriyle kullanılan cümlelerde öfkenizi doruklara çıkaracak başka bir çarpıtma biçimidir. Hoşunuza gitmeyen bir durum ya da davranış karşısında bunun olmaması gerektiğini başka bir şekilde olması gerektiğini düşünerek bunu dile getiririz.Örneğin; bankada sıra bekliyorsunuz sistematik bir arızadan dolayı bekleme süreniz uzayacak diyelim.ardından siz bankanın sisteminde sıkıntı olmasından dolayı şu düşünceye varırsanız “bu böyle olmamalıydı kurumsal bir yerin yaptığı aksaklığa bak” gibi bir cümle sizin daha fazla öfkelenmenize sebep olacaktır. Aslında burada ; “böyle şeyler olabilir bu kimsenin kasıtlı yaptığı ya da işlerin aksamasını istediği için meydana gelen bir durum değil” diye düşünürsek öfkemizi kontrol altına alabilir ve kendimizi gereksiz yere sıkıntıya düşürmemiş oluruz.
Bu çarpıtılmış düşünceleri daha gerçekçi ve mantıklı çerçeveden bakabilmeyi öğrenirsek öfkelerimiz minumuma iner ve öfke sonrasında gösterdiğimiz davranışlar ortadan kaybolur.Bunun daha sağlık bir şekilde öğrenilmesi ve uygulamaya dönüştürülmesi için bir uzman yardımı almanızda fayda vardır.Bunun dışında biraz davranışçı yöntemlerle de öfkenizi kontrol altına alablirsiniz.
Öfkeyle baş etmede davranışsal bir kaç öneri:
• Yoğun öfke yaşadığınız ortamı terk etmek
• Nefes ve gevşeme egzersizleri her gün 5 ile 15 dakika gibi kısa süreliğine yapılabilir
• Zihninizi uzaklaştıracak hobi veya sevilen bir uğraşla ilgilenmek
• Kitap okumak, müzik dinlemek
• Eğer kapalı bir ortamda yaşadığınız bir durumla karşılaşmış iseniz dışarı çıkıp yürüyüş yapmak ya da hava almak
• Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünmeyi öğrenebilmek
• Esnek olabilmek, kuralcı tutumdan uzaklaşabilmek

Fark ettiğiniz ve kontrol etmek istediğiniz öfkenizi ya da davranışlarınızı ortadan kaldırma noktasında öfke kontrolüne ilişkin tüm bu yöntem ve önerilerin düzenli çalışma gerektirdiği bilinmelidir. Üstünkörü bir uygulamayla sonuç vermeyeceği unutulmamalıdır. Yaşamda belli değişikliklerin olduğu görülene kadar ısrarla bu yöntemler uygulanmaya devam edilmelidir. Daha önce de bahsettiğim gibi bir uzman yardımıyla bu yola girerseniz hızlı ve daha sağlıklı çözüme ulaşabilirsiniz.
Unutmayın ki ; “ Öfkeye sarılmak birine atmak için kavradığınız sıcak bir kömür parçası gibidir; yanan aslında sizsinizdir .” (Gautama Buddha)

Uzm. Psk.Gülşah Pınaroğlu