Etiket: çocuk terapisi

74

İyileştirici Bir Güç : Oyun Terapisi

Oyunun önemi

Oyun çocukların ruhsal dünyasını anlayabileceğimiz en iyi etkinliktir. Çocuklar yetişkinler gibi duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edemezler. Her çocuk gelişim dönemine göre isteklerini, rahatsızlıklarını o yaşın elverdiği şekilde ifade edebilir veya yansıtabilir. Çocuklardan bunun üstünde bir şey beklemek elbette ki mümkün değildir. Ancak konuşmaya başlayan daha doğrusu cümle kurmaya başlayan çocuğun her şeyi ifade edebileceğini düşünürüz. Özellikle okul çağı çocuğunun artık bir çok problemi hallettiğini varsayıyor ya da bir yetişkin gibi davranmasını bekleyerek yaptığı bir davranışı bir yetişkin davranışı gibi değerlendiriyoruz. Dolayısıyla da çocukları anlayamıyoruz. Elbette ki onlar birer çocuk ve bir yetişkin gibi davranmayacaktır. Bir çocuğun davranışlarını anlamak o kadar basit ve göründüğü gibi değildir. İyi gözlem yapan, farkındalığı yüksek , çocuk gelişimi ve psikolojisi konusunda bilgili ebeveynlerin çocuklarını anlama konusunda oldukça başarılılar. Ancak bu bile bazen yeterli olmayabiliyor. Çünkü ebeveynler çocuklarına objektif olarak bakmaları ve analiz etmeleri duygusal bağları nedeniyle oldukça güç. Oyun; burada işleri biraz daha kolaylaştırıyor. Çocuğun duygularını, düşüncelerini, gelişimini, zekasını, travmalarını anlamanın en iyi yolu olan oyunu yorumlamakta oyun kadar önemli. Bunu elbette her ebeveynin profesyonel şekilde yapması beklenemez. Ancak sadece ebeveynlerin çocuklarıyla sık sık ve düzenli oyun oynamaları bile bir çok şeyi halledebilir.

Oyun terapisi nedir?
Oyun terapisi; oyunun öneminin fark edilmesiyle bilimsel veriler sonucu faydasının da kanıtlanması neticesinde ortaya atılmış ve geliştirilmiştir. Oyun terapisi, çocuk psikoterapisinin ortaya çıktığı zamandan bu yana kullanılmış ve zaman içerisinde gelişim göstermiştir. Yaklaşık 30-35 yıllık bir tarihi vardır. Dünyada çocuklarda en çok kullanılan ve etkinliği oldukça yüksek olan bir terapi çeşididir.
Oyun terapisi; oyuncakların aktif bir şekilde kullanıldığı her bir oyuncağın terapide anlamı olan bir sistem üzerine kuruludur. Oyun terapisi; çocuğun ihtiyacına göre çeşitlilik gösterir dolayısıyla yöntem bakımından değişiklik göstermektedir. Özellikle yönlendirilmemiş (non-directive) yani hiçbir müdahale ve yönlendirme olmadan yapılan oyun terapisi çocukların ruhsal dünyasını, travmalarını, zekasını, gelişimini oldukça açık bir şekilde ortaya koyan bir tekniktir. Çocuk bu oyun alanında her istediğini (belli kuralları aşmada) yaparak ve oynayarak kendi kendini onarmaya başlar. Bu esnada terapist çocuğu aynalayarak yani; yaptıklarını, oynadığı oyunu ve duygularını oyun terapisi diliyle çocuğa eş zamanlı anlatır. Çocuk bu şekilde görünürlüğünü hisseder, duygularının farkına varır ve problemlerin onarımı başlar.
Yönlendirilmemiş oyun terapisinin dışında Bilişsel davranıcı oyun terapisi de çocuğun ihtiyacına göre daha kurallı, farklı bir çok oyunla, bir çok travma ve psikolojik problem halledilebilmektedir. Bu teknikte terapist yönlendirmesi ön planda olsa da çocuğa kontrolün yine onda olduğu hissettirilir.
Bunların dışında aynı zamanda ailede oyun terapisi eğitimini alabilir kendileri evde çocuklarına bu tekniği tüm aile bireyleriyle uygulayabilir. Bu tekniğe Filial aile terapisi denir. Sadece çocuk değil aile ilişkilerini de güçlendirici bir yönü vardır. Anne-baba arasında ki problemlerde, ebeveyn ve çocuklar arası problemlerde, kardeşler arası problemlerde onarıcı bir rol oynar.

Kimler oyun terapisi alabilir?
3-12 yaş arası tüm çocuklar oyun terapisine uygundur. Oyun terapisi illaki bir problem olduğu zaman uygulanacak diye de bir kaide yoktur.

Oyun terapisi özellikle hangi çocuklara uygulanır?
• Yıkıcı davranış sorunu olan çocuklar
• İnatçı ve kural dinlemeyen çocuklar
• Uyku veya yeme bozukluğu olan çocuklar
• Kaygı ve korku yaşayan çocuklar
• Depresif çocuklar
• Kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklar
• Problem çözme becerisi düşük olan çocuklar
• Okul fobisi olan çocuklar
• Yaşına uygun olmayan bebeksi davranış gösteren çocuklar
• Özgüven düşüklüğü olan çocuklar
• Seçici konuşmamazlık (selektif mutizm)
• Sürekli ve uygun olmayan ortamalarda mastürbasyon yapan çocuklar
• Hayvanlara, eşyalara ve kendine zarar verme davranışı olan çocuklar
• Somatizasyon ve Konversiyon bozukluğu olan çocuklar
• Bağlanma sorunları olan çocuklar
• Patolojik yalan söyleyen çocuklar
• Çalma davranışı olan çocuklar
• Kronik rahatsızlığı olan çocuklar ( böbrek, kanser vs.)
• Ebeveynlik becerilerini eleştiren anne-babanın çocukları
• Boşanmak üzere ya da boşanmış ailelerin çocuklarına
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar
• Öğrenme güçlüğü olan çocuklar (ÖÖG)
• Sınır problemi olan çocuklar
• Akademik becerisi düşük olan çocuklar
• Terör ve savaş mağduru çocuklar
• Fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalmış çocuklar
• Çeşitli nedenlerle travma yaşayan çocuklar

Çocukların fiziksel ihtiyaçları kadar duygusal ihtiyaçları da oldukça önemlidir. Sadece fiziksel ihtiyaçlara odaklanan ebeveynlerin çocuklarının yaşadıklarını, hissettiklerini, ruhsal dünyalarını anlamaları güç oluyor. Bu geliştirilmediği ve ihmal edildiği sürece de çocuklarda bazı gelişimsel ya da psikolojik problemler meydana gelebilir. Çocuğun fiziksel ihtiyacında bile duygusal bir kâr vardır. Duygusal ihtiyaçları karşılamak ve ruh sağlığına iyi gelecek ebeveyn davranışı her zaman istenilendir. Bu ihtiyaçları karşılamanın en iyi ve kolay yolu olarak da bakabiliriz oyuna. Oyunsuz çocuk, oyuncaksız çocuk düşünülemez.
Oyun çocukların dilidir, basitçe “oyun işte” denilemeyecek kadar önemli ve çocuğun ruh sağlığına, gelişimine faydalıdır. Çocuk oyunla hem öğrenir hem de iyileşir. Ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte bol bol oyun oynaması tüm uzmanlar tarafından tavsiye edilmekte ve araştırmalarda oyunun önemi konusunda anlamlı sonuçlar vermektedir. Dünyada ki tüm çocukların oyun ve oyuncaksız kalmaması dileğiyle…

Uzm.Psk.Gülşah PINAROĞLU

x_0_0_0_14111839_800

Çocuğunuz Başarılı Fakat Mutsuz Mu?

Hayatımız boyunca ister istemez kendimizi bir yarışın içinde buluruz. Başarı ve kariyer bu yarış maratonunun en can alıcı değerleridir. Çünkü; hayatımızı bu değerlere göre yönlendirmemiz beklenir ve olağanda genellikle budur.
Çocukluk çağlarında başlarız başarı yollarını ince ince çözümlemeye. Gerek ailelerin beklentisi gerek kişisel beklentilerimiz ve dış çevre bizi rekabetçi bir ortama atıverir. Rekabet elbette ki istenilen hedefe ulaşmada temeldir.Hedefe ulaşmada sağlıklı bir şekilde rekabettin başarısını yakalarsak işler kolaydır.Ancak özellikle çocukluk dönemi ve lise döneminde sağlıklı bir motive edici ortam yok ise zoraki bir çabayla elde edilmek istenen başarı hem psikolojik hem de akademik sorunlara neden olmaktadır.Bu yazı da başarısızlığın değil başarının psikolojik boyutlarına bakacağız.Sağlıksız başarı desek daha doğru olur.
Mükemmeliyetçi çocukların başarılı olmak adına nelere maruz kaldığı, başarısız çocukların maruz kaldıkları durumlar kadar ciddi bir konudur. Başarılı olmak elbette ki güzel ve saygın bir durumdur.Yalnız başarının hangi koşullar altında kazanıldığı önemlidir.Mükemmeliyetçi ebeveynler; kendilerinin mükemmel olduğunu düşünen, aynı şeklide çocuklarının da mükemmel ve kusursuz olmasını bekleyen ebeveynlerdir.Çocuklarının her anlamda en üstlerde görmek isteyen ebeveyn, çocuğa sürekli yetinemeyen aile izlenimi verir.Akademik anlamda değerlendirmeleri çok yoğun olan bu tarz ebeveynler, özellikle çocuklarının aldığı notlara aşırı tepkiler verirler.Örneğin 90 alan bir çocuğun neden 100 puan almadığı şiddetle sorgulanır ya da tatminsiz bakışlar,burun kıvıran sözel ifadelerde bulunurlar çoğunlukla.Ya da iyi not alması abartılı bir sevinç gösterisiyle karşılanıp pahalı ödüller vermekte yanlış bir tutumdur.Bu davranışlar çocuğunda artık yetinmeyen bir birey olma yolundaki ilk adımları olur.Çocuğu ya da ergeni sadece akademik anlamda değerlendiren ve yanlış tepkiler veren ailenin çocukları bir süre sonra psikolojik ve akademik sorunlar yaşamaya başlar.
Çocuğun potansiyelinin üstünde hedef beklentisi olan ebeveyn, çocuklarında aşırı stres ve motivasyon kayıplarına neden olabilir. Ayrıca problem çözme ve muhakeme yapma yeteneğini de kaybettirebilir.Bazı çocuklar bu durumu yarara dönüştürebilir.Stresin motivasyona etkisiyle başarıyı da yakalayabilir.Ancak başarı için kendine aşırı yükleme yapmak zorunda kalan çocuk kronik mutsuzluğa doğru yol alıyor ne yazık ki.
Duygusal anlamda yeterli doyumu alamayan sadece akademik anlamda değerlendirilen çocuk, ebeveyni memnun etmek adına yoğun başarı kaygısı ve mükemmeliyetçi tutum sergilemeye başlar. Başarı onlar için artık asıl amacından (kişisel gereklilik) çıkmış aileyi tatmin etmeye yönelik olduğundan mükemmel ancak mutsuz çocuklar haline geliyorlar. Ailenin takdirini, değerini ve sevgisini kazanma yolunun başarıdan geçtiğini düşünen çocuklar ailelerini memnun etmek adına edindiği bu misyon belli bir süre sonra mutsuz ,hayattan tat alamayan birer birey olmalarına sebep oluyor.En ufak başarısızlıkta kendilerini suçlamaya ve depresif örüntüler göstermeye başlıyor.Nadiren nedensiz ağlamalarda seyir edebiliyor.İlerleyen dönemlerde sürekli başarı odaklı, mükemmel olma yolunda ilerleyen bu çocuklar yavaş yavaş sosyal yaşamdan ,arkadaşlarından uzaklaşmaya başlıyor.Bu da tabii ki ciddi problemlere neden oluyor.
Kendisini mükemmel olmaya adamış çocuklar olumsuz yanlarlına tahammül edemeyen,eleştiri duymaktan korkan bireyler olmaya başlıyor.Yaşının ve hayatın bir çok değerinin de başarıya odaklandığı için kaçırmaya mahkum oluyor.Aileler bu durumu çoğu zaman bir sorun olarak görmemekte çocuklarının mükemmeliyetçi tutumunu olumlu karşılayıp destek vererek pekiştirmekte.Ancak çocukların bu durumunu desteklemek onlara bir iyilik değil kötülük oluyor ne yazık ki.
Peki aileler ne yapmalıdır ?
-Öncelikle siz mükemmel olmaktan vazgeçin.
-Hayatın sadece akademik başarıdan ibaret olmadığını anlatın ve inandırın.
-Hayatta başarısızlıklarında olabileceğini bunların normal ve problem çözebilmek adına gelişim sağladığından bahsedin.
-Çocuklarınızı her koşulda sevdiğinizi ve seveceğinizi belirtin ve bunu gösterin.
-Akran kıyaslamasından sakının.
-Sosyal faaliyetlerde bulunması için çocuğunuzu destekleyin.
-Notlarına verdiğiniz abartılı tepkilerden kaçının (iyi not ya da kötü not için normal tepkiler verin).
-Akademik konular dışında da çocuğunuzla bolca sohbet edin.

Unutmayın ki, mükemmel olmak adına hayatın tüm güzelliklerini kaçırmaktan ve mutsuz olmaktansa, normal seviyelerde bir birey olup mutlu ve hayattan zevk alan bir birey olmak en güzelidir.Çocuklarınızın ve sizin ‘mükemmel bir mutsuz’ olmamanız dileğiyle…

 

Uzm.Psk.Gülşah Pınaroğlux_0_0_0_14111839_800

cocuklara-cinsel-egitim-nasil-ve-kac-yasinda-verilmelidir

Cinsel Eğitimde Ailenin Çocuğa Yaklaşımı

Çocuğa cinsel eğitim verilmeli midir,yoksa bu konu hakkında konuşmamak daha mı uygundur?Çocuğun cinsellikle ilgili sorduğu sorulara cevap vermek mi daha uygundur yoksa vermemek mi ? Bunların çocuk üstündeki etkileri nelerdir ?

Günümüzde cinsel eğitim hala, aile yapısına, gelenek göreneklere göre şekillenmektedir.Aşılamayacak bir tabu gibi bakılmakta ve ayıp, yasak, günah kavramlarıyla daha da pekiştirilmektedir.Son derece hassas bir konu olan cinsellik sürekli askıya alınmakta ertelenmekte veya kaçınılmaktadır.Ancak unutmamak gerekir ki anne-babanın yada bakım veren kişinin cinsel eğitimi pas geçmesi ya da yanlış, gerçek dışı bilgiler vermesi ileride çocukta duygusal ve davranışsal problemlere zemin hazırlanmaktadır.

Çocuğun sorduğu tüm sorular ebeveynleri zorlamakta,nasıl doğru cevap verileceği bilinmemektedir.Özellikle cinsellik ile ilgili olan konular işi daha da zora sokmaktadır.Çocuğun sorduğu sorulara doğru,yaşına uygun şekilde cevap vermek en sağlıklısıdır.Çocuk; cinsiyet ,anne-babanın rolü,doğum gibi kavramları merak etmek ve bunlara yönelik sorular sormaktadır.Çocuğa tatmin edici cevap vermemek ya da hiç cevaplandırmamak onun merak duygusunu daha da canlandıracak ve sizden alamadığı cevabı başka kaynaklardan öğrenmeye çalışacaktır.

3 -4 yaş çocukların en çok yönelttiği sorulardan bir tanesi ; “Anne-baba ben nereden geldim?” sorusudur.Çocuğa burada verilecek en güzel cevap yolu; doğru,anlayabileceği dilde bir yaklaşımdır.Çocuğu terslemek,sorusunu cevaplamamak ya da “seni leylekler getirdi” demek yerine ; önce anne babanın rolünü açıklayıp daha sonra uygun şekilde çocuğa bilgi vermek olmalıdır.Örneğin 3-4 yaşındaki çocuğa; “sen annenin karnından çıktın ,orada büyüye bilmen için sıcak bir ortam vardı, orası senin büyüdüğün yer ve vakti geldiğinde seni oradan çıkartıp burada ki yuvana getirdik” demek daha uygun olur.2 yaş çocuğunun ise genellikle cinsiyet ile sorularıyla karşılaşılmaktadır.Örneğin 2 yaşındaki bir kız çocuğu; “neden benimde Ali’nin ki gibi şeyim yok? ” sorusuna ; “kızlar ve erkekler farklı yaratılmıştır,kızlarda öyle bir şey yoktur çünkü ; kızlar büyüdüğünde anne olabilsinler diye” şeklinde cevap vermek en uygunudur.

Sorulara hangi ebeveynin cevap vereceğini ise çocuk kendisi seçer.Çocuk kime yakınlık duyuyorsa soracağı soruyu o ebeveyne yöneltir.Erkek çocuğunun anneye sorduğu cinsellikle ilgili soruya, anne topu babaya atmadan kendisi cevap vermelidir.Zorlandığı noktalarda babadan destek alınabilir,baba burda tamamlayıcı rolde olur.Aynı şekilde kız çocuğunun babaya sorduğu sorularda da baba cevap vermelidir,yine aynı şekilde anneden destek alması gerektiği durumlarda anne tamamlayacı roldedir.Çocuğa “bunu bana sorma, babana sor” demek onu reddetmek demektir.Çocukta duygusal çöküntüye sebep olur ve çocuk bundan sonra her türlü soruyu sormaktan çekinir hale gelir.Yine farklı kaynaklardan öğrenme çabasına girer.Aynı şekilde babanın,”bu soruyu bana değil annene sor demesi” yine çocukta aynı etkiyi yaracaktır.

Cinsellikle,cinsiyetle ilgili soruları yanıtsız bırakmak, çocuğun başka konulara olan ilgisini köreltmek ,merak duygusunu baltalamak demektir.Çünkü çocuk sizin cevap vermediğiniz cinsellikle ilgili konuların bir müddet sonra bastırılması gerektiğini hissedecek ancak içinden o soruları sürekli soracaktır.Cevapsız bırakılan sorular ,yanlış bilgiler çocuğun anne-babaya karşı olan güvenini kaybettirir, çocukta saplantılara sebep olabilir ki bu duygusal yaralanmalar ilerideki hayatında olumsuz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Uzm.Psk.Gülşah Pınaroğlu