Etiket: psikoloji

Aşkın Halleri

İkili İlişkilere Farklı Bir Bakış…

İlk yapıtı Bir Terapistin Arka Bahçesi ile kısa sürede dört baskı yapan kitabında aşka, birlikteliklere ve sadakat konularına değinen deneyimli psikoterapist Alper Hasanoğlu, bu kez Aşkın Halleri’nde, ikili ilişkilerin farklı boyutlarını ayrıntılı olarak ele alıyor.

“Aşkın halleri”ne çocukluktaki ilk deneyimlerden yola çıkarak kuşatıcı ve derinlikli bir gözle bakan Hasanoğlu, edebiyattan ve felsefeden referanslar alarak özgün bir yaklaşımla yeni açılımlar getiriyor.
(Tanıtım Bülteninden)

İlişkiyi Bitirmekte Neden Zorlanıyoruz ?

Her ilişkinin kendine has bir yaşama biçimi vardır. İki tarafın karakterinden sahnelenen bir oyun gibidir iyisiyle kötüsüyle… Bazı ilişkiler mükemmel denecek kadar güzel giderken bazıları adeta bir işkenceye dönüşüverir. Sağlıklı şekilde yürümüyor maalesef bazı kadın erkek ilişkileri, evlilikler … İnişli çıkışlı hatta fırtınalı olabiliyor. Bunun aksine denizdeki bir tekne gibi fırtınada alabora olsa bile kıyıya yüzerek çıkabilen sağlam temellere dayanan ilişkiler de var. Ancak burada bahsedeceğimiz alabora olmuş ilişkilerin karaya çıktıktan sonra yine sürekli fırtınalarla boğuşması, yani sağlıklı bir ilişkiye devam edememesi olacak . Şöyle düşünelim; bir balıkçı var, ne zaman fırtına çıkacağını biliyor ve daha önce bir fırtınayla boğuşmasına rağmen yine de denizin ortasına vakitli vakitsiz açılıyor. Yani denizi terkedip başka iş bakmak ya da uygun zamanı beklemek yerine fırtınaya atıyor kendini. Tabi ‘parasını kazanıyor balıkçı ne yapsın ?’ diyenler olacaktır. Evet işte tam da burada ihtiyaçların önemini vurgulamak istiyorum. İhtiyaçları maddi ve manevi olarak 2’ye ayırsak sanırım uygun olacaktır. Ama en maddi şeyde bile manevi bir ihtiyaç vardır unutmayalım. Örneğin para kazanırsak barınma yeme içme gibi ihtiyaçları halledebiliriz bunun yanında manen kendimizi önemli, topluma ait ve statü sahibi hissederiz.
İlişiklerde ihtiyaçlarımızla yakından ilişkilidir. Neye ihtiyacımız varsa o şekilde ilişki yaşarız. Bir kadın ve erkek düşünün, ikisinin de maddi durumları oldukça iyi kadın güzel erkek yakışıklı, ilişkinin gidişatı ise 5 yıldır yukarıda bahsettiğimiz tekne gibi alabora ve hep fırtınaya giden balıkçılar gibi. Aslında bitmesi gereken sağlıklı olmayan bir ilişkiden bahsediyoruz. Peki ya neden bitiremiyoruz? Bu kadın ve erkeğin bir şeye ihtiyacı var; ait olmak ,şefkat, sevgi, değer, toplumsal kabul vb.. Bununla bağlantılı içsel tehditlerimiz var bitiremememizdeki sebeplerin altında. Örneğin; eleştirilirim, değersizleşirim, kabul görmem, yalnız kalırım, kendime yetemem, sevilmem bunları daha da arttırabiliriz.
İlişkinizde ciddi problemler yaşıyor, her yolu denemenize rağmen iyileşme görmüyor ve ilişkiyi sonlandırmak istiyor ancak bunu yapamıyorsanız öncelikle aşağıdaki tabloya bakarak ihtiyaçlarınızı 1’den 10’a kadar numaralandırınız. Şimdi de diğer tablodaki ilişkiyi bitirdiğinizde karşılaşacağınız içsel tehditlerinizi bulunuz, bu bir tane de olabilir birden fazla da.
İhtiyaç İçsel Tehdit
Sevgi Eleştirilirim
Saygı Var olamam
Güven Ortada kalırım
Bağlılık Değersizleşirim
Aidiyet Sevilmem
Şefkat Kabul görmem
Değer Kendime yetemem
Samimiyet Yalnız kalırım
Hoşgörü Ötekileşirim
Güç Daha iyisini bulamam

Şimdi de tekrar ihtiyaçların olduğu tabloya bakarak ihtiyaçlarınızın kaç tanesi sizin ilişkinizde sağlanıyor bunu kontrol ediniz. Ve şimdi de daha önceki ilişkilerinizin bittiğinde hangi içsel tehditle direkt olarak yüz yüze geldiğinize geriye dönüp bir hatırlamaya çalışınız.
Burada yapmış olduğumuz şey aslında sadece biraz farkındalıktı. Önemli olan ilişkilerinizde öncelikle kendi ihtiyaçlarınızı bilmek ve bu ihtiyaçların karşılanmasını, eşiniz dostunuz vs. kişilerden beklemek yerine kendi çözümünüzü üretebilmek. Bununla beraber içsel tehditlerin çoğunun mantıkdışı olduğunu görebilmenizdi. Belki aklınıza sevgiye ihtiyacım var bunu nasıl karşılayacağım sorusu düşmüş olabilir. Evet her insanın sevilmeye, güven duymaya, ait olmaya vs. ihtiyacı vardır. Ancak bunun dozunu karşınızdaki kişi bilemeyebilir ya da bu ihtiyacınızı fark edemeyebilir. Doğrudan bunu anlatmış olsanız da yine de bu ihtiyacınızı karşılayamayabilir. Dolayısıyla yine aynı yere geliyoruz, etrafımızdaki insanlar bizim ihtiyaçlarımızı yeterli şekilde karşılayamayabilir, bunu zorlarsak da ciddi çatışmalar çıkabilir. O zaman yapacak bir işimiz daha var. Şimdi de neden şu veya buna ihtiyacınız olduğunu bulmaya çalışın. Biraz daha geçmişe gidin ve anne-babanızla olan ilişkilerinize bakın. Tamamlanmayan hangi ihtiyacınız vardı? Belki de onları tamamlamak istiyorsunuzdur farkında olmadan.
Kendimizin ve ihtiyaçlarımız farkında olursak işler daha kolaylaşacaktır. Netice de bu ilişkide karşı taraftan alamadığınız ihtiyacı bir başka kişiyle yaşayacağınız ilişkide alabileceğinizin garantisi de yok. Yani ilişkiyi bitirip, kendinizi tanıma fırsatını kendinize vermez, olduğu gibi bırakırsanız yaşayacağınız diğer ilişkilerde benzer olacaktır. Bu yüzdendir “hep aynı tip insanlar beni buluyor” demeniz. Hayır! onlar sizi değil siz onları farkında olmadığınız halinizle seçiyor, beğeniyor ve buluyorsunuz.
Sağlıksız bir ilişki tüm hayatınıza etki edebilecek kadar güçlü yapıdadır. Çözüm bulmadığınız ve ruhsal dengenizi koruyabilmek, sağlıklı kararlar verebilmek adına bir uzmandan destek almanızı tavsiye ederim ve farkındalığın ciddi ölçüde iyileştirdiğini unutmayın.
Sevgiler.

Uzm.Psk.Gülşah Pınaroğlu

Kardeş Kıskançlığı

Kıskançlığın Tohumu atılmış diye filizlenmesine izin vermeyin !

Kıskançlık hepimizin, her yerde şahit olabileceği; çevremizde ve kendimizde sıkça görebileceğimiz en olağan duygudur. Kıskançlığın tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Burada kıskançlığın ilk deneyimlenmeye başladığı dönemi ele alalım; çocuklardaki kardeş kıskançlığını…
Tarihin en akla gelir örneklerinden biri Habil ile Kabil olayıdır. Bu olay iki kardeşin bile birbirinin canını yakacak derecede kıskançlık duygularıyla karşılaşabileceğini gösterir. Yine tarihten kardeş kıskançlığına bir örnek vermek gerekirse; Hz.Yusuf’un kardeşlerinin kıskançlık sebebiyle onu kuyuya atarak ölmesini istemelerini verebiliriz. Bu hikaye kardeş kıskançlığına en güzel ama en acı örneğidir.Hz.Yakup ‘un oğlu Yusuf’a gösterdiği özel ilgi ve sevgi diğer kardeşlerin kıskançlık duygularını perçinleyerek,babaya sahip olma ve kaybetmeme arzusundan çıkan öfkenin nelere sebep olabileceği tarihte de çok açık bir şekilde yaşanmıştır.
Genellikle tek çocuğun uzun bir süre ebeveynin göz bebeği olduğu bir durumda yeni gelen bir aile üyesi yani kardeş bir kriz ortamının zeminini hazırlamaktadır. Yeni gelen bebeğin ilgiye muhtaç olduğu o dönemlerde aile fertleri mecburen ona odaklanır. Bu büyük çocuk için bir tehdittir.Anne-babayı kaybetme korkusunu ilk deneyimlediği andır bu da kıskançlık tohumlarının ufak ufak filizlenmesi anlamına gelir.Çocuk vakti zamanında bir padişahken, el üstünde tutulan tek kişi iken yeni gelen aile üyesinin tahta geçmesiyle bütün saltanat biter.Bu durum büyük çocuk için hazmedilebilir bir şey değildir ve kardeşe karşı kıskançlığın getirdiği bir öfke, davranış değişiklikleri,(özellikle bebek gibi davranma) mutsuzluk vb. durumlar yaşanır.
Ailede ikiden fazla çocuk varsa da bu ortanca çocuk içinde fazla zorlu bir süreçtir. Ortanca çocuklar genellikle büyük çocuğun altında ezilme hissi yaşarken bir yandan da en küçüğüne karşı bir üstünlük duygusu olacağından nasıl davranacağını ve ne yapacağını bilemediği bir bocalama dönemine girer.Bu çocuklar genelde; kararsız,sorumluluk almaktan çekinen,detaycı bir kişilik özelliği göstermeye başlar.
Ebeveynler her çocuğunu eşit gördüğünü ifade etse de ister istemez bir favori çocukları mutlaka vardır. Bu durum çocuklar arasında çok kolay fark edilebilir.Örneğin; “anne –baba beni seviyor musun?” gibi sorular bir şeylerin ters gittiğinin işaretidir.
Kardeş kıskançlığı asıl olarak; çocuğun değil ailenin davranışlarıyla ortaya çıkan bir durumdur. Anne-baba ancak tüm çocuklar arasında eşit davranış ve duygu hali gösterebilirse ancak kardeş kıskançlığının önüne geçebilir. Diğer bir deyişle; çocuklar ebeveynin davranış yanlışlıklarının mağdurudur.
Kardeşler arasında yaşanan bu kıskançlık ileride çocuğun sosyal ilişkilerinde de büyük ölçüde problem yaşamasına sebep olabilir. Kıskançlık duyguları öfkeyi de beraberinde getireceğinden yine çocukluktan erişkinliğe geçen çocuğun hayatını sekteye uğratacak kötü deneyimler yaşama ihtimali vardır.Öfkeyi dışavurum dolayısıyla yetişkinlik döneminde sert bir sonlanışla kendini gösterebilir.

Kardeş kıskançlığına sebebiyet vermemek ve kıskanç bir birey yetiştirmemek için;
-Yeni doğacak olan bir bebek var ise; daha anne karnındayken büyük çocuğun onunla bağlantı kurmasını sağlayacak ortam ve konuşma yapılmalıdır. Yani kardeşin gelişine önceden hazırlanmalıdır.
-Büyük çocuğa bebeğin ilgi gösterilmesi gerektiğinin sebepleri, buna ihtiyacı olduğunu yine açık bir şekilde ifade edilmelidir.
-Kardeşler arası en ufak bir kıyaslama dahi yapılmamalıdır.
-İlgi ve duygusal aktarım kardeşlere eşit bir şekilde verilmelidir.
-Yeni doğan kardeşin büyük çocukta yarattığı duygu genellikle sevginin azalacağına, ebeveyni kaybetme korkusuna dairdir.Bu yüzden sevginizin azalmadığını ve hep yanında olunacağına dair konuşmalar, davranışlar sergilenmelidir.Bu çocuk-ebeveyn arasındaki güven bağını sağlamlaştırır.
-Çocukların daha sağlıklı birbirine bağlı ve sevgi dolu yetişebilmesi için kardeş krizi ortadan kalkmalıdır. Böyle bir sorunla karşı karşıya olanlar mutlaka bir psikologtan yardım almalıdır.

Biliyoruz ki; kıskançlık doğamızda var ancak onun bizde yarattığı diğer duygu hallerini de düşündüğümüzde bize büyük zararları da var. Bu yüzden çocukluk döneminde serpilmeye başlayan kıskançlığın yetişkinlik dönemimizde bize sorun çıkarmaması açısından önemsemeliyiz. Kıskançlıktan uzak olduğunuz sevgi dolu günlere…

Uzm.Psk.Gülşah Pınaroğlu

Wilhelm REICH / Dinle Küçük Adam

http://www.idefix.com/kitap/dinle-kucuk-adam-wilhelm-reich/tanim.asp?sid=C1SZ7G6CNK3KPQ5B2E7D

Wilhelm Reich’ın, deyimleşmiş “küçük adam”a seslenişi, bilimsel değil, insanca bir belgedir. 1946 yazında, yayımlanma amacı olmadan, Orgon Enstitüsü’nün arşivi için yazılmıştır. Uzun yaşam ve acı deneyimlerinden damıtılan, kendi gerçek gereksinimlerinden bilincine varmaları ve artık zalimce kendi kendilerini mahvetmekten vazgeçmeleri için, insanlara yöneltilmiş sarsıcı bir çağrıdır.

Türkçe (Orijinal Dili:Almanca)
128 s. — 2. Hamur– Ciltsiz — 14 x 20 cm
İstanbul, 2006
ISBN : 9789754068085

Revolver

Revolver (Fransızca:Tabanca) 2005 yapımı bir gerilim filmidir. Senaryo ve yönetmen Guy Ritchie’ye aittir. Guy Ritchie, karısı Madonna’nın başrolünde olduğu Swept Away filminin aksine bir film yapmıştır. Ancak film yine de eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuş, Madonna tarafından ise savunulmuştur. Guy Ritchie ilk filmlerinin aksine bu sefer komedi unsurları kullanmadan daha çok gerilim ve düşünce yaratan film çekmiştir. Filmde bazı animasyon sahneleri de gözükmektedir. Filmin birçok sahnesi aynı filmde de bazı sahnelerde görülebilen satranç tarzında ilerlemekte ve satranç kuralları üzerindende bahsedilmektedir. 2005 yapımı filmin başrol oyuncusu Guy Ritchie tarafından dünyaya tanıtılmış ve Ritchie’nin favori oyuncusu Jason Statham’dır. Statham, filmde bir kumarbaz olan fakat kardeşi ile onun ailesinin ölümünü engellemek üzere istemediği bir kumara giren ve ardından da tam 7 yıl iki dolandırıcıyla hücre hapisi yatmış, onlar gizlice dolandırıcılık yaparken kendisi sadece kitap okuyarak ayrıca ruh sağliğında kötüye gitmiş olan Jake Green rolünde, Ray Liotta filmde Jake Green’in intikam almak istediği ve tüm suçları onda gördüğü Dorothy Macha rolünde, André Benjamin (veya “André 3000”) Avi rolüyle karşımıza çıkıyor. Kahramanımız Jake Green, bazen başına gelmedik olayları bile düşünen ve öyle olsa ne olurdu diye hayal etmesinin yanı sıra kafasının içerisinde Sam Gold diye bir adam oluşan aynı zaman garip bir şekilde asansör korkusu olan bir adamdır. Onu iki adam bir nevi patronluk etmektedir, Green’in görevi ise onlara tamamen bir şey söylemeden yardım etmektir.

 

Fragmanı buradan izleyebilirsiniz…

Temple Grandin

 

Tüm hayatı boyunca ailesi ve arkadaşları başta olmak üzere tüm çevresi tarafından yanlış değerlendirilen Otistik bir kadının onlara unutamayacakları bir ders veren etkileyici hikayesini anlatır.

 

Fragamanı buradan izleyebilirsiniz

Öfkenizi Kontrol Altına Alın

“ Öfke ruhsal bir intihardır.” (S.Sivananda)

Duyguların en kıymetlilerinden birisi olan öfke; engellenme karşında ya da hoşnut olmadığımız bir duruma istinaden sergilediğimiz en doğal ve normal duygudur. Öfke, sağlıklı ruh haline sahip her insanda bulunması gereken ancak kontrol dışına çıktığında saldırganlık ve kendine zarar teşkil eden durumlarda müdahale gerektiren bir duygu halidir. Öfke aynı zamanda öğrenilmiş bir süreçtir.Şöyle ki; duyguların anlamlarını ve ifade biçimini duygular sonrası verilen tepkileri ilk çocukluk yıllarında deneyimleriz.Anne –babamız bizim rol modelimizdir,onlar öfkeyi bize nasıl yansıtırsa bizde de o şekilde gelişmeye başlar.
Yaşadığımız sosyal hayatta bir dizi olumlu, nötr ya da olumsuz olaylar vardır. Bu olaylar dahilinde bizde belli düşünceler oluşmaya başlar ve bu bizim kendi iç konuşmamız olur. Daha sonrasında bu düşünceler bizi bir duygu durumumuzda değişikliklere yol açar. Neşeleniriz, üzülürüz, öfkeleniriz, kıskanırız vb. Ancak bu duyguların oluşumu aslında olayların etkisiyle değil bizim düşünce sistemimizle alakalıdır. Geçmiş yaşantımızdan öğrendiklerimiz, kültürel kodlarımız, kişisel kodlarımız, bilinçlilik düzeyimiz bizde düşüncelerin oluşmasında etken faktörlerdir.
Örneğin; işten geldiniz çok yorgunsunuz ve eve girdiğinizde küçük oğlunuz ya da kızınız mutfakta pasta yapmak için bütün malzemeleri indirmiş ve bir çoğunu da dökmüş, mutfak oldukça karışık durumda diyelim. Böyle bir olay karşısında öfkelenmiş iseniz şu düşünce sistemiyle hareket ediyorsunuz demektir; “lanet olsun, işten yorgun argın geliyorum şu hale bak !” ya da “zaten hep sorun çıkarıyor bu çocuk !” diye düşünürsünüz. Diğer bir taraftan bu durumdan memnunda olabilirsiniz eğer şu düşünceye sahipseniz: “Benim oğlum-kızım büyüyor kendi başına bir şeyler yapmaya başladı” ya da “bana sürpriz yapmak istedi” diye düşünürsünüz. Yani burada olay aynı ancak duygusal tepkiler farklı bu da olay karşından ne düşündüğümüzle ilişkilidir.
Öfkelerimiz gizli bilişsel çarpıtmalarımız tarafından oluşur. Şu bilişsel çarpıtmalara bir bakalım:
En çok yaptığımız etiketleme, örneğin; bizi sinirlendiren bir kişi ile ilgili “kaba ,serseri zaten bu hep böyleydi” vb. tanımlamalarda bulunursanız zaten o kişiye karşı tümüyle olumsuz bir düşünceniz oluşmuş olacaktır.Bu olumsuz düşüncenin yer etmesiyle beraber kişi hakkında olumlu hiçbir şeyi göremez ve onunla alakalı hoşnut olmadığınız her şeyi zihinsel filtrenizde toplamaya başlarsınız.Yani deyim yerindeyse artık o kişi ağzıyla kuş tutsa yaranamaz.
Diğer bir çarpıtmamız ve çok sıkça yaptığımız zihin okumadır. Karşımızdaki kişinin yaptığı şeyi kendi çıkarımlarımızla, işimize geldiği gibi yorumlarız. Örneğin bir çift düşünelim; Ayşe bugün sevgilisi Cem ile sinemaya gitmek istiyor bunu Cem’e söylediğinde Cem beraber arkadaşlarına gidebiliceğini söylüyor. Bunun ardından Ayşe “beni sevmiyor” “hep kendi istediği oluyor” gibi düşünceler Cem ile ilgili yanlış ve gerçekçi olmayan zihin okumalarda bulunup öfkeleniyor. Hâlbuki Cem’in düşündüğü bambaşka bir şey olabilir.
Bir başka bilişsel çarpıtmamız, büyütmedir. Olayların önemini ve boyutunu abartırsanız öfkenizi kontrol etmekte zorlanabilirsiniz. Örneğin; yetişmeniz gereken bir randevu var ve trafik çok yoğun ve ne zaman açılacağı belli değil. Burada “Randevuya yetişemeyeceğim” “Olması gereken işim olmayacak” gibi bir düşünceye sahip olursanız öfkeniz iyice kızışır ve kontrolü kaybedebilirsiniz.Halbu ki birkaç dakikalık gecikme sonu değildir hiçbir şeyin.Belki de hemen bu düşünceden saniyeler sonra trafik açılacaktır.
Meli-malı ekleriyle kullanılan cümlelerde öfkenizi doruklara çıkaracak başka bir çarpıtma biçimidir. Hoşunuza gitmeyen bir durum ya da davranış karşısında bunun olmaması gerektiğini başka bir şekilde olması gerektiğini düşünerek bunu dile getiririz.Örneğin; bankada sıra bekliyorsunuz sistematik bir arızadan dolayı bekleme süreniz uzayacak diyelim.ardından siz bankanın sisteminde sıkıntı olmasından dolayı şu düşünceye varırsanız “bu böyle olmamalıydı kurumsal bir yerin yaptığı aksaklığa bak” gibi bir cümle sizin daha fazla öfkelenmenize sebep olacaktır. Aslında burada ; “böyle şeyler olabilir bu kimsenin kasıtlı yaptığı ya da işlerin aksamasını istediği için meydana gelen bir durum değil” diye düşünürsek öfkemizi kontrol altına alabilir ve kendimizi gereksiz yere sıkıntıya düşürmemiş oluruz.
Bu çarpıtılmış düşünceleri daha gerçekçi ve mantıklı çerçeveden bakabilmeyi öğrenirsek öfkelerimiz minumuma iner ve öfke sonrasında gösterdiğimiz davranışlar ortadan kaybolur.Bunun daha sağlık bir şekilde öğrenilmesi ve uygulamaya dönüştürülmesi için bir uzman yardımı almanızda fayda vardır.Bunun dışında biraz davranışçı yöntemlerle de öfkenizi kontrol altına alablirsiniz.
Öfkeyle baş etmede davranışsal bir kaç öneri:
• Yoğun öfke yaşadığınız ortamı terk etmek
• Nefes ve gevşeme egzersizleri her gün 5 ile 15 dakika gibi kısa süreliğine yapılabilir
• Zihninizi uzaklaştıracak hobi veya sevilen bir uğraşla ilgilenmek
• Kitap okumak, müzik dinlemek
• Eğer kapalı bir ortamda yaşadığınız bir durumla karşılaşmış iseniz dışarı çıkıp yürüyüş yapmak ya da hava almak
• Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünmeyi öğrenebilmek
• Esnek olabilmek, kuralcı tutumdan uzaklaşabilmek

Fark ettiğiniz ve kontrol etmek istediğiniz öfkenizi ya da davranışlarınızı ortadan kaldırma noktasında öfke kontrolüne ilişkin tüm bu yöntem ve önerilerin düzenli çalışma gerektirdiği bilinmelidir. Üstünkörü bir uygulamayla sonuç vermeyeceği unutulmamalıdır. Yaşamda belli değişikliklerin olduğu görülene kadar ısrarla bu yöntemler uygulanmaya devam edilmelidir. Daha önce de bahsettiğim gibi bir uzman yardımıyla bu yola girerseniz hızlı ve daha sağlıklı çözüme ulaşabilirsiniz.
Unutmayın ki ; “ Öfkeye sarılmak birine atmak için kavradığınız sıcak bir kömür parçası gibidir; yanan aslında sizsinizdir .” (Gautama Buddha)

Uzm. Psk.Gülşah Pınaroğlu