Etiket: cinsellik

ergen-2-1

Ergenlikte Aşk

Ergenlik dönemi; çatışmaların yoğun yaşandığı, bedensel ve ruhsal dengesizliğin içinde savrulup giden bireyin duygularını da en uçlarda yaşandığı dönemdir. Sevgi nesnesi arayışı bu dönemde dışa bağımlıdır. Hemcinsle yakınlaşma anlamlı hal almış ve yoğun doyum noktası burada gizlidir.
Ergen melankoliktir. Bu melankolinin temel sebebi aslında giden çocukluğa duyulan yastır. Bir yandan da libidinal bir kararlılıkla kendine uygun olan hemcinse yönelen ciddi bir uğraş, ruhsal yoğun bir yatırım vardır. Artık aile üyeleri önemini kaybetmiş, dışarıya olan ilgi yoğunlaşmıştır. Aşk arayışı bir süre hayatın gerçeği halini alacaktır. Belki de var olan çocukluk kaybının hüznüyle, yaşama tutunmanın farkına varılmayan sürecidir.

Aşk hayata bağlar…

Yaşamın temel kaygısı birliğin korunmasıdır. Organizma bütünlüğünü ve tutarlılığını korumak için birleşmeye ihtiyaç duyar. Ergenlik dönemindeki cinsel birleşme bu açıdan bakıldığında yaşam ilkesine uygun bir eylemdir. İnsan bir kez tattığı doyumu hayat boyu sürmesini ister. Çocukluktaki alınan narsistik doyumu tekrar bu dönemde sağlamaya çalışacaktır. Benlik ideali oluşumuyla kendini seven ergen bir taraftan ötekinin aşkını fethedecektir. Diğerini idealize ederek aşk nesnesini bulmaya odaklanır.
Ergenlik döneminde aşk önemli bir dönemeçtir. Ergen aşkta risk ve tehlike olduğunu hisseder. Korku ve kaygı devamında gelecektir. Ergen çoğunlukla ilk aşk nesnesini terk eder ve bunun yasını tutar. Arzunun tümüyle duyulmasının mümkün olmadığı düşüncesi onu aşktan uzaklaştırır. Platonik aşıklara bu dönemde oldukça rastlarız.
Ergenin aşkında kaynaşma, bir arada olma, aşırı ilgi istemine de oldukça rastlarız. Aslında burada bireysel farklılıklar ve çocukluk dönem oldukça etkendir. Her ergen aşkı fırtınalı yaşamaz ya da aşktan uzaklaşmaz. Ancak duygular itibariyle yoğun bir dönem olması nedeniyle genellikle dışa atfedilen anlamla da artmasıyla ikili ilişkiler daha bir inişli çıkışlı hal alır.
Ergen bir üçüncünün olmadığı ikili bir beraberliği hayal eder. Yoğun kıskançlık, sahiplenme duygusu tüm benliği kaplayabilir ve bir üçüncüye tahammülü elbette ki zordur. Etraftaki tüm üçüncü kişiler hatta bu bezen karşı cinsin hemcinsi bile olabilir kıskançlık yaşamasına sebep olabilir. Bu da aslında çocukluk dönemindeki ödipal karmaşadan gelmektedir.

Aşk bazen ölümü çağrıştırır…

Ergenin bu dönemde birleşmeye olan yoğun isteği bir anlamda diğer nesnenin ölümü anlamını taşır. Bu elbette ki gerçek bir ölüm değildir. Aşk nesnesi benlik halini almasından ötürü ona atfetdilen anlam gittikçe daha yoğunlaşacak ve diğeri karşında kendi var olan benlik yavaş yavaş yok olmaya başlayacaktır. Yani diğer bir deyişle ergenin kendine olan aşkının diğerine yöneltmesiyle tedirginlik başlar bu ergene ölümü çağrıştırır. Bu bilinçli bir çağrışım değildir.
Tüm bu süreçler ergen için anlamlı hale gelmesi zaman alacaktır. Sadece aşkta bu kadar karmaşık ve bir çok psikolojik süreç varken diğer bir çok çatışmayla da uğraştığını göz önüne alırsak bir ergenin melankolik olmaması mümkün değil gibi gözüküyor.
Yetişkinlik dönemiyle birlikte tüm bu süreçlerin bir öğrenme olduğunun farkına varır. Ergenlik aşkları derin yaralar bırakır ancak arzunun tümüyle doyurulmasının yanılsama olduğunu düşündüğü için kolay unutulur. O dönemde hissedilen acı ve duygusal yaralanmalar çabuk kapanır. Erişkinlik döneminde, ergenlik dönemindeki tüm süreçleri sağlıklı atlatan birey, daha kontrollü ve çocukluktan, ergenlikten sıyrılmış bir aşk yaşamaya hazırdır.

Ebeveynlerin Bilmesi Gerekenler

Aşk bir ergen için en doğal duygudur.
Ergenlik dönemindeki aşk normal gelişimin bir parçasıdır.
Aşk, akran ilişkilerini kuvvetlendirmek ve kendi özsaygısı için olmazsa olmaz bir duygudur.
Ergenlik dönemindeki aşkta ilk amaç cinsellik değildir. En büyük amaç, diğerlerine “ben de varım” mesajı vermektir.
Ergenlerde ilk amaç cinsel ilişki olmadığı için, baş başa kalmak istemezler, bundan kaçınırlar, daha çok grup halinde olmaktan keyif alırlar.
Bir ergenin size aşk ilişkilerinden bahsetmemesi yine normal bir süreçtir, iyi bir ilişki kurulduğunda ergenlik dönemi sonlarına doğru paylaşımlar artacaktır.
Ergenin kendi hayatını size anlatmaması sizi öfkelendirebilir ancak onun üstünde baskı kurmak onu sizden daha çok uzaklaştıracaktır.
İleride ki ilişkilere bir yatırımdır. Bu dönemde yaşadığı aşk ilişkilerindeki kırılmalarla başetmeyi öğrenir.
Kontrolü direk değil, uzaktan sağlayarak, ergenin birey olma çabasını unutmadan yaklaşmanız onun ergenlik dönemini rahat geçirmesine, iyi bir yetişkin olmasına katkı sağlayacaktır.

Uzm. Psk.Gülşah Pınaroğlu

cocuklara-cinsel-egitim-nasil-ve-kac-yasinda-verilmelidir

Cinsel Eğitimde Ailenin Çocuğa Yaklaşımı

Çocuğa cinsel eğitim verilmeli midir,yoksa bu konu hakkında konuşmamak daha mı uygundur?Çocuğun cinsellikle ilgili sorduğu sorulara cevap vermek mi daha uygundur yoksa vermemek mi ? Bunların çocuk üstündeki etkileri nelerdir ?

Günümüzde cinsel eğitim hala, aile yapısına, gelenek göreneklere göre şekillenmektedir.Aşılamayacak bir tabu gibi bakılmakta ve ayıp, yasak, günah kavramlarıyla daha da pekiştirilmektedir.Son derece hassas bir konu olan cinsellik sürekli askıya alınmakta ertelenmekte veya kaçınılmaktadır.Ancak unutmamak gerekir ki anne-babanın yada bakım veren kişinin cinsel eğitimi pas geçmesi ya da yanlış, gerçek dışı bilgiler vermesi ileride çocukta duygusal ve davranışsal problemlere zemin hazırlanmaktadır.

Çocuğun sorduğu tüm sorular ebeveynleri zorlamakta,nasıl doğru cevap verileceği bilinmemektedir.Özellikle cinsellik ile ilgili olan konular işi daha da zora sokmaktadır.Çocuğun sorduğu sorulara doğru,yaşına uygun şekilde cevap vermek en sağlıklısıdır.Çocuk; cinsiyet ,anne-babanın rolü,doğum gibi kavramları merak etmek ve bunlara yönelik sorular sormaktadır.Çocuğa tatmin edici cevap vermemek ya da hiç cevaplandırmamak onun merak duygusunu daha da canlandıracak ve sizden alamadığı cevabı başka kaynaklardan öğrenmeye çalışacaktır.

3 -4 yaş çocukların en çok yönelttiği sorulardan bir tanesi ; “Anne-baba ben nereden geldim?” sorusudur.Çocuğa burada verilecek en güzel cevap yolu; doğru,anlayabileceği dilde bir yaklaşımdır.Çocuğu terslemek,sorusunu cevaplamamak ya da “seni leylekler getirdi” demek yerine ; önce anne babanın rolünü açıklayıp daha sonra uygun şekilde çocuğa bilgi vermek olmalıdır.Örneğin 3-4 yaşındaki çocuğa; “sen annenin karnından çıktın ,orada büyüye bilmen için sıcak bir ortam vardı, orası senin büyüdüğün yer ve vakti geldiğinde seni oradan çıkartıp burada ki yuvana getirdik” demek daha uygun olur.2 yaş çocuğunun ise genellikle cinsiyet ile sorularıyla karşılaşılmaktadır.Örneğin 2 yaşındaki bir kız çocuğu; “neden benimde Ali’nin ki gibi şeyim yok? ” sorusuna ; “kızlar ve erkekler farklı yaratılmıştır,kızlarda öyle bir şey yoktur çünkü ; kızlar büyüdüğünde anne olabilsinler diye” şeklinde cevap vermek en uygunudur.

Sorulara hangi ebeveynin cevap vereceğini ise çocuk kendisi seçer.Çocuk kime yakınlık duyuyorsa soracağı soruyu o ebeveyne yöneltir.Erkek çocuğunun anneye sorduğu cinsellikle ilgili soruya, anne topu babaya atmadan kendisi cevap vermelidir.Zorlandığı noktalarda babadan destek alınabilir,baba burda tamamlayıcı rolde olur.Aynı şekilde kız çocuğunun babaya sorduğu sorularda da baba cevap vermelidir,yine aynı şekilde anneden destek alması gerektiği durumlarda anne tamamlayacı roldedir.Çocuğa “bunu bana sorma, babana sor” demek onu reddetmek demektir.Çocukta duygusal çöküntüye sebep olur ve çocuk bundan sonra her türlü soruyu sormaktan çekinir hale gelir.Yine farklı kaynaklardan öğrenme çabasına girer.Aynı şekilde babanın,”bu soruyu bana değil annene sor demesi” yine çocukta aynı etkiyi yaracaktır.

Cinsellikle,cinsiyetle ilgili soruları yanıtsız bırakmak, çocuğun başka konulara olan ilgisini köreltmek ,merak duygusunu baltalamak demektir.Çünkü çocuk sizin cevap vermediğiniz cinsellikle ilgili konuların bir müddet sonra bastırılması gerektiğini hissedecek ancak içinden o soruları sürekli soracaktır.Cevapsız bırakılan sorular ,yanlış bilgiler çocuğun anne-babaya karşı olan güvenini kaybettirir, çocukta saplantılara sebep olabilir ki bu duygusal yaralanmalar ilerideki hayatında olumsuz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Uzm.Psk.Gülşah Pınaroğlu