Etiket: psikoterapi

Yineleme Zorlantısı / Kurban- Zalim Hikayesi

 

Bazı kişiler hayattaki deneyimlerinin benzer formlarda olduğundan yakınır. Az çok bilince çıkmış bazen de tamamen bilinçdışı olaylar, olgular silsilesi içinde bulur kendini. “Bunlar hep benim başıma geliyor” yakınmasının altında bu yineleme zorlantısı yatar.

Yineleme zorlantısı; kişinin rahatsız edici bulduğu ve onu ruhsal anlamda ne kadar zorlarsa zorlasın tekrar tekrar aynı hikayenin içinde yer alması olarak basitçe tanımlayabiliriz.

Yineleme zorlantısını, psikoterapide çok rastladığımız partner ilişkileri penceresinden ve günlük hayatta  sıkça duyduğumuz “ hep aynı kişiler, hep aynı olaylar” meselesini dinamik bir çerçeveden bakarak anlatmaya çalışacağım.

Tekrarlayan, ruhsallığı zorlayan bazı öykülerde özellikle de  ilişkilerde (arkadaş, eş ,iş..) sıklıkla  bir taraf kurban, bir taraf zalim olarak algılanır.Yaşanan travmatik/dramatik/romantik bir ilişkiden hemen sonra ‘kurban’ın  günün sonunda ‘zalim’e dönüşümünün hikayesinden yola çıkarak yineleme zorlantısının güçlü yapısını aktarmaya çalışacağım.

Herkes öyle ya da böyle yeni bir deneyimde, yeni bir ilişkide ya da tekrarı olan meselelere atılacağı zamanda da bir kurgusu vardır. Bu kurgu bazı kişilerde zaten en başından bir kurban –zalim fantazisiyle başlar (bilinçdışı). Bir süre sonra hakikaten o fantezi gerçeğe dönüşür. Kurgu tekrarı, tekrar kurguyu getirir.

Tekrarlayan olaylar döngüsü bazen kişinin peşini bir türlü bırakmaz ve bir kaç olayla başlayan biri tamamlanmadan diğeri devam eden travmatik öykülerin zarar verici /travmatik tarafı giderek artar. Zaman içerisinde bu döngüden çıkamayan kişi baş etmenin en hasarlı yolunu seçebilir. Aynı hikayede, aynı döngüde sarsılan ruhsallığın baş etme biçimi olarak bir dönem kurban olan, aynı hikaye içerisinde aslında zalimde olmuştur/olacaktır. Kişinin tekrarlayan bu kurgusu zalimliğini de örtbas eden bir işlev görür ve dışarıdaki tehdidi (zalimleri) uzaklaştırmak için çaba sarf etmesi gerekir. Asıl tehdit içeridedir ancak henüz bunu görmek için güçlü bir ego oluşmadığından en iyi bildiği savunma mekanizmasıyla kişi harekete geçer.

Kişi bir süre maruz kaldığı olumsuz/travmatik deneyimlerden sonra ruhsallık hasarlanmaya başlar ve süreç içerisinde yineleme devam ettikçe yara giderek derinleşir. Paranoid tutumlar, sosyal ortamdan uzaklaşma, içe çekilme, depresif semptomlar, bazı alan ve kişileri tehdit olarak algılama eğilimi kendini gösterebilir. Özellikle bu dönemde “uzaklara gitmek istiyorum, artık kimseye güvenim kalmadı”gibi söylemlerle içindeki kırılan parçaları dile bu şekilde döker. Bazen de intikam duyguları kabarır “onlara /ona gününü göstereceğim” gibi ifadelerle intikam senaryolar yazılır. Kişi artık kalkanlarını da, silahlarını da almış savaşa hazır hale gelir. Korunmak zorunda olduğunu hisseden, başka çare bulamayan bir dönemin kurbanı artık zalim gibi olma yolunda emin adımlarla ilerler. Aslında ilk değildir sadece daha görünür olmuş , hiddetlenmiştir. Hüzün, acı yerini öfkeye bırakır. Ağır ve şiddetle seyreden tablolarda fantaziler eyleme dönüşebilir. Zalim olarak algıladığı kişiyi alt edenileceği, zarar verici yollar seçerek rahatlamaya çalışabilir. Bu süreç elbette kısa sürede birden bire değil zaman içerisinde ve tekrarlayan durumlarda ilkel savunmaların eşliğiyle son çare olarak karşımıza çıkar.

Bazen kişi, intikamını içinde, fantazisinde tutabilir. Eyleme dönüşmez. Kırılganlıklarını onarmanın başka ve daha zararsız gibi görünen bir yöntem olarak mağduriyetinin verdiği yoğun duygulanıma katlanmakta güçlük çekerken bilinçdışı yeni benzer nesnelerin arayışına girer. “Bu sefer olacak, halledeceğim” motivasyonuyla benzer nesne üzerinden bir önceki nesneyle yaşanan olumsuz ve incitici durumları onarmayı ve alt etmeyi böylelikle hissettiği olumsuz duyguları hafifletme gayretine gider. Ancak ne yazık ki sonuç yine aynıdır. Kişi sıklıkla korku ve nefretini yansıtacağı uygun nesnelere yönelir. Yani; kurgusunu tekrar canlandırabileceği bir başka oyuncuya… Bu nesne arayışı döneminde kişi uygun nesneyi bulduğunda oradaki tekinsizliği ve arzusu dışındakileri (kişi aslında henüz kendi gerçek arzusunu da görebilmiş değildir) göremez. Bir an önce bulup yoğun rahatlama motivasyonu neredeyse gözleri kör, kulakları işitmez hale getirir. İnkarın devreye girmesiyle aslında oldukça açık olan bir geribildirimi ve tekinsizliği göremez. Kendi inanmak istediği uğurda tüm olumsuz verileri gözardı ederek, tekinsiz sulara yolculuğu başlatır. Yeni oyuncuda gördüğü ufak tefek olumlu detaylar kişiye büyüleyici ve vazgeçilmez gelir, olumsuz olanı da direk dışarı atıp yok eder. Hakikat neredeyse kaybolur, fantazilerin yoğunluğu artar. Süreç içerisinde gelişen olaylar ve olumsuzluklar karşında kişi dehşete düşer ve şaşkınlık içerisinde müthiş bir hayal kırıklığı yaşar. Bu süprizle kişinin tekrar ruhsallığı hasarlanmıştır. Yine tekrarı yaşanan olayın yarattığı, düş kırıklıklarını kucaklamak ve olup biteni anlamanın yerine yine bildiği sularda yüzmeye devam eder. Su ne kadar karanlık ve dalgalı olsa da bir anlık serinlemek uğruna gözünü tekrar karartır.

Bu ilişkide açıkça görülen aslında her iki tarafı da temsil eden karakterin (kurban-zalim) tek bir tarafta olduğuna dair güçlü inanışı vardır. Ve çoğunlukla kurban pozisyonunda yer alır. Yineleme zorlantısı, gücünü, çocukluktaki travmatik deneyimler, ebeveynlerle kurulan negatif ilişkiler temelinden alır. Çocukluk travmalarının, örseleyen yaşam olaylarının, kişinin hayatında oldukça olumsuz etkileri ve ruhsallığı hasarlandıran bir zeminde yer aldığı bir çok araştırma tarafından ortaya konulmuştur. Kişi olayın tekrarını yaşatarak geçmişteki hasarı aza indirme, öç alma vb. bilinçdışı motivasyonla kendi kendini korumaya çalışsa da asıl zarar kendisinin yaratığı olarak karşımıza çıkar.

Psikoterapi özellikle bu ilişkinin döngüsünü kırma, kişinin içgörü kazanmasını sağlama, kendi payına düşeni anlama yolunda oldukça etkindir. Terapistle kurduğu yeni, sağlıklı bir ilişkide aslında başka yolların olduğunu fark eder. Ve daha üst düzey savunma mekanizmalarıyla hayatını düzenlemeye ve yeni yollar aramaya koyulur. Terapist aracılığıyla iyi temsiller içe alınmaya kötülerde içeride anlam bularak bütünleşmeye başlar. Terapistte  kişi için süreçte zaman zaman idealize edilip, zaman zaman kötü nesne haline gelebilir. Tüm bunlar olurken terapistin bunları kapsamasıyla, kişinin içindeki dağılan parçalarda toparlanmaya ve anlamaya çalışıldığı bir ilişki haline gelir. Kişi psikoterapi süresince tüm bu malzemeleri içselleştirerek yeni ve daha bütünlüklü, sağlıklı ilişkilere zemin hazırlamış olur.

Uzm.Psk.Gülşah Pınaroğlu

Öfkenizi Kontrol Altına Alın

“ Öfke ruhsal bir intihardır.” (S.Sivananda)

Duyguların en kıymetlilerinden birisi olan öfke; engellenme karşında ya da hoşnut olmadığımız bir duruma istinaden sergilediğimiz en doğal ve normal duygudur. Öfke, sağlıklı ruh haline sahip her insanda bulunması gereken ancak kontrol dışına çıktığında saldırganlık ve kendine zarar teşkil eden durumlarda müdahale gerektiren bir duygu halidir. Öfke aynı zamanda öğrenilmiş bir süreçtir.Şöyle ki; duyguların anlamlarını ve ifade biçimini duygular sonrası verilen tepkileri ilk çocukluk yıllarında deneyimleriz.Anne –babamız bizim rol modelimizdir,onlar öfkeyi bize nasıl yansıtırsa bizde de o şekilde gelişmeye başlar.
Yaşadığımız sosyal hayatta bir dizi olumlu, nötr ya da olumsuz olaylar vardır. Bu olaylar dahilinde bizde belli düşünceler oluşmaya başlar ve bu bizim kendi iç konuşmamız olur. Daha sonrasında bu düşünceler bizi bir duygu durumumuzda değişikliklere yol açar. Neşeleniriz, üzülürüz, öfkeleniriz, kıskanırız vb. Ancak bu duyguların oluşumu aslında olayların etkisiyle değil bizim düşünce sistemimizle alakalıdır. Geçmiş yaşantımızdan öğrendiklerimiz, kültürel kodlarımız, kişisel kodlarımız, bilinçlilik düzeyimiz bizde düşüncelerin oluşmasında etken faktörlerdir.
Örneğin; işten geldiniz çok yorgunsunuz ve eve girdiğinizde küçük oğlunuz ya da kızınız mutfakta pasta yapmak için bütün malzemeleri indirmiş ve bir çoğunu da dökmüş, mutfak oldukça karışık durumda diyelim. Böyle bir olay karşısında öfkelenmiş iseniz şu düşünce sistemiyle hareket ediyorsunuz demektir; “lanet olsun, işten yorgun argın geliyorum şu hale bak !” ya da “zaten hep sorun çıkarıyor bu çocuk !” diye düşünürsünüz. Diğer bir taraftan bu durumdan memnunda olabilirsiniz eğer şu düşünceye sahipseniz: “Benim oğlum-kızım büyüyor kendi başına bir şeyler yapmaya başladı” ya da “bana sürpriz yapmak istedi” diye düşünürsünüz. Yani burada olay aynı ancak duygusal tepkiler farklı bu da olay karşından ne düşündüğümüzle ilişkilidir.
Öfkelerimiz gizli bilişsel çarpıtmalarımız tarafından oluşur. Şu bilişsel çarpıtmalara bir bakalım:
En çok yaptığımız etiketleme, örneğin; bizi sinirlendiren bir kişi ile ilgili “kaba ,serseri zaten bu hep böyleydi” vb. tanımlamalarda bulunursanız zaten o kişiye karşı tümüyle olumsuz bir düşünceniz oluşmuş olacaktır.Bu olumsuz düşüncenin yer etmesiyle beraber kişi hakkında olumlu hiçbir şeyi göremez ve onunla alakalı hoşnut olmadığınız her şeyi zihinsel filtrenizde toplamaya başlarsınız.Yani deyim yerindeyse artık o kişi ağzıyla kuş tutsa yaranamaz.
Diğer bir çarpıtmamız ve çok sıkça yaptığımız zihin okumadır. Karşımızdaki kişinin yaptığı şeyi kendi çıkarımlarımızla, işimize geldiği gibi yorumlarız. Örneğin bir çift düşünelim; Ayşe bugün sevgilisi Cem ile sinemaya gitmek istiyor bunu Cem’e söylediğinde Cem beraber arkadaşlarına gidebiliceğini söylüyor. Bunun ardından Ayşe “beni sevmiyor” “hep kendi istediği oluyor” gibi düşünceler Cem ile ilgili yanlış ve gerçekçi olmayan zihin okumalarda bulunup öfkeleniyor. Hâlbuki Cem’in düşündüğü bambaşka bir şey olabilir.
Bir başka bilişsel çarpıtmamız, büyütmedir. Olayların önemini ve boyutunu abartırsanız öfkenizi kontrol etmekte zorlanabilirsiniz. Örneğin; yetişmeniz gereken bir randevu var ve trafik çok yoğun ve ne zaman açılacağı belli değil. Burada “Randevuya yetişemeyeceğim” “Olması gereken işim olmayacak” gibi bir düşünceye sahip olursanız öfkeniz iyice kızışır ve kontrolü kaybedebilirsiniz.Halbu ki birkaç dakikalık gecikme sonu değildir hiçbir şeyin.Belki de hemen bu düşünceden saniyeler sonra trafik açılacaktır.
Meli-malı ekleriyle kullanılan cümlelerde öfkenizi doruklara çıkaracak başka bir çarpıtma biçimidir. Hoşunuza gitmeyen bir durum ya da davranış karşısında bunun olmaması gerektiğini başka bir şekilde olması gerektiğini düşünerek bunu dile getiririz.Örneğin; bankada sıra bekliyorsunuz sistematik bir arızadan dolayı bekleme süreniz uzayacak diyelim.ardından siz bankanın sisteminde sıkıntı olmasından dolayı şu düşünceye varırsanız “bu böyle olmamalıydı kurumsal bir yerin yaptığı aksaklığa bak” gibi bir cümle sizin daha fazla öfkelenmenize sebep olacaktır. Aslında burada ; “böyle şeyler olabilir bu kimsenin kasıtlı yaptığı ya da işlerin aksamasını istediği için meydana gelen bir durum değil” diye düşünürsek öfkemizi kontrol altına alabilir ve kendimizi gereksiz yere sıkıntıya düşürmemiş oluruz.
Bu çarpıtılmış düşünceleri daha gerçekçi ve mantıklı çerçeveden bakabilmeyi öğrenirsek öfkelerimiz minumuma iner ve öfke sonrasında gösterdiğimiz davranışlar ortadan kaybolur.Bunun daha sağlık bir şekilde öğrenilmesi ve uygulamaya dönüştürülmesi için bir uzman yardımı almanızda fayda vardır.Bunun dışında biraz davranışçı yöntemlerle de öfkenizi kontrol altına alablirsiniz.
Öfkeyle baş etmede davranışsal bir kaç öneri:
• Yoğun öfke yaşadığınız ortamı terk etmek
• Nefes ve gevşeme egzersizleri her gün 5 ile 15 dakika gibi kısa süreliğine yapılabilir
• Zihninizi uzaklaştıracak hobi veya sevilen bir uğraşla ilgilenmek
• Kitap okumak, müzik dinlemek
• Eğer kapalı bir ortamda yaşadığınız bir durumla karşılaşmış iseniz dışarı çıkıp yürüyüş yapmak ya da hava almak
• Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünmeyi öğrenebilmek
• Esnek olabilmek, kuralcı tutumdan uzaklaşabilmek

Fark ettiğiniz ve kontrol etmek istediğiniz öfkenizi ya da davranışlarınızı ortadan kaldırma noktasında öfke kontrolüne ilişkin tüm bu yöntem ve önerilerin düzenli çalışma gerektirdiği bilinmelidir. Üstünkörü bir uygulamayla sonuç vermeyeceği unutulmamalıdır. Yaşamda belli değişikliklerin olduğu görülene kadar ısrarla bu yöntemler uygulanmaya devam edilmelidir. Daha önce de bahsettiğim gibi bir uzman yardımıyla bu yola girerseniz hızlı ve daha sağlıklı çözüme ulaşabilirsiniz.
Unutmayın ki ; “ Öfkeye sarılmak birine atmak için kavradığınız sıcak bir kömür parçası gibidir; yanan aslında sizsinizdir .” (Gautama Buddha)

Uzm. Psk.Gülşah Pınaroğlu

Özgüven Eksikliği

(Özgüven Çabalarınıza Eş Değerdir)
Özgüven ;benlik saygısı demektir.Özgüvenli olmak; kişinin kendisiyle ilgili pozitif düşünmesi, gerçekçi bir şekilde kendi yeteneklerinin farkında olması, kendisine inanması,güvenmesi durumudur.Özgüven eksikliği ise ; bunun tam tersi, kendisini başarısız pasif ,yetersiz,değersiz hissetme durumudur.Özgüven kavramının hayatımızı şekillendirmemizde önemli rolü vardır.Tercihlerimiz ,gideceğimiz yol,amaçlarımız tüm bunlar benlik değerimizin bizi yönlendirmesiyle şekillenen durumlardır.
Özgüveni yüksek olan insanlar, genelde mutlu ve istedikleri yolda önüne bir çok engel çıksa da ilerleyebilen ve amacına ulaşan insanlardır.Peki ya özgüveni olmayanlar?
Özgüven eksikliğine; hayatımızdaki bir çok engelden daha güçlü ve aşılması en zor engellerden biri diyebiliriz.Benlik saygısı düşük olanlar; yalnızlık hisseden,çekimser,kararsız,depresif,aşağılık kompleksi yaşayan,kendi iç dünyalarında çıkmazda hisseden bireylerdir.Tüm her şeyde kendilerini yetersiz gördükleri için aktif olmaları zordur. İş,arkadaş ve aile ilişkileri de olumsuz etkilenmektedir.İş görüşmelerinde ,yeni arkadaş edinme ve ilişkilerinde tereddüt ve yoğun kaygı yaşayarak kendilerine ket vurmak zorunda kalırlar.Eleştirilmekten korktukları için düşüncelerini ifade etmekte,aktarmakta büyük güçlük çekerler.Sürekli dışarıdan birilerinin onları cesaretlendirmeye yönelik telkinlerine ihtiyaç duyarlar,ancak bu telkinleri uygulamaya dökemezler.Dolayısıyla hayatları boyunca olumsuz durumlarla karşılaşmaları muhtemeldir.
Özgüven eksikliğinin en baş kaynağı; yine aile örüntüsüdür.Çocukluk döneminde, yeteri kadar onaylanmayan ve sevgi eksikliği yaşayan bireyler,hayattaki başarılarında yeterli takdiri alamayan, sürekli ailesi tarafından müdahaleye maruz kalan bireyler benlik saygısı yitimine uğrarlar.Aşırı serbest aile geçmişleri olanlar da aynı şekilde özgüveni gelişmeyen bireyler olarak hayatını idame ettirmeye çalışırlar.Kısacası; ailenin tutarsız davranışları,aşırı kontrolcülüğü ve aşırı serbest oluşları özgüven eksiklinin temel taşları niteliğindedir.
Özgüvenin hayatımızda önemli bir yeri olduğu şüphesizdir. Kararlarımızda, amaçlarımızda, izleyeceğimiz yolda özgüven olmazsa olmazımızdır.Yüksek özgüvenli bireyler; tüm bunlarla baş edebilen ve sonuca ulaşanlardır. Peki; özgüven problemi yaşayanlar bu durumla nasıl baş edecek?
Size birkaç öneri;
-Olumlu ve yetenekli yanlarınızı keşfetmeye odaklanın
-Hayattaki tüm başarılarınızın bir listesini yapın
-Mükemmeliyetçi bir tutumunuz var ise bundan vazgeçin
-Hobi edinin ve sosyal amaçlı projelerde yer almaya çalışın
-Arkadaş çevrenizde sizinle ilgili olumlu geri bildirimler yapan kimselerle vakit geçirmeye özen gösterin
-Kendinizle ilgili olumsuz öz eleştirilerden kaçının
-Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bu hedefe ulaşmak için ufak adımlar atın
-Hayır demeyi öğrenin
-Olumsuz bir durumda kendinizi suçlamaktan vazgeçin
-Değişime açık olun bu anlamda sabırlı ve cesaretli davranın
-Tüm bunların yanı sıra mutlaka bir psikologtan yardım alın
Unutmayın ki gerçekçi olan hiç bir şeyin imkansızlığı yoktur.Özgüveniniz çabalarınıza eş değerdir.Çaba göstermedikçe özgüveniniz hep geriye gidecektir.Bu yüzden işe koyulun. Özgüven arzu edileni yapmadıkça değil yaptıkça kazanılır.

Uzm. Psikolog Gülşah PINAROĞLU